Türkiye’de Enerji Tüketimi

Türkiye’de Enerji Tüketimi

Enerji, insanlara kişisel konfor ve hareketlilik sağlamakta olup, endüstriyel, ticari ve toplumsal refah için de temel niteliktedir. Isı, elektrik, kimyasal, nükleer vb. 8 çeşit enerji kaynağı bulunmaktadır. Kitabımızın bu bölümünde aydınlatma ile elektrik enerjisi arasındaki bağıntıyı inceleyeceğiz.

Yaşam konforumuzu en üst düzeye çıkarabilmek için Dünya’da kullanılan elektrik enerjisini genel olarak termik kaynaklardan (doğalgaz, kömür, linyit vb.), hidroelektrik santrallerinden, jeotermal (Güneş, Rüzgâr) kaynaklardan, nükleer kaynaklardan elde ederiz.

Yaşanılan çağa ve teknolojisine bağlı olarak bu gruplamalardan en pratik ve ekonomik olanı tercih sebebi olmuştur. 100 yıl öncesine kadar termik kaynaklardan kömür, tüm Dünya’nın %90’dan fazla elektrik ihtiyacını karşılarken 20. yüzyıl ortalarından itibaren doğalgaz ve petrol türevleri süreci hızla devralmıştır. Özellikle 21. yüzyılda küresel ısınma etkilerinin görülmesiyle jeotermal kaynaklardan yararlanılması iyi bir ivme yakalamış fakat istenilen düzeye bir türlü gelememiştir. Nükleer enerjiden elektrik enerjisi üretme çalışmaları daha çok Avrupa ve Amerika’da uzun yıllardır devam etmekte olup, henüz günlük kullanıma uygun üretim metotları geliştirilememiştir.

Türkiye Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı’nın 2018 yılı verilerine göre;

Ülkemizde gerçekleşen elektrik üretimimizin, %37,3’ü kömürden, %29,8’i doğal gazdan, %19,8’i hidrolik enerjiden, %6,6’sı rüzgârdan, %2,6’sı Güneş’ten, %2,5’i jeotermal enerjiden ve %1,4’ü diğer kaynaklardan elde edilmiştir.

Buna karşın 2019 yılı için ülkemizdeki kurulu güç kaynaklarından sağlanan elektrik üretiminin %31’i hidrolik enerji, %28’i doğalgaz ve %22’si kömürden elde edilmiştir.

Bu noktada hidroelektrik santrallerinden sağlanan elektrik üretim payının büyümesi, hidroelektrik santrallerinin çevreye uyumlu, temiz, yenilenebilir, yüksek verimli, yakıt gideri olmayan, uzun ömürlü, işletme gideri çok düşük ve dışa bağımlılığı olmayan bir yerli kaynak olması nedeniyle önem taşımaktadır. Ülkemizin hidroelektrik potansiyeli, Dünya toplamının %1’ini, Avrupa toplamının ise %16’sını oluşturmaktadır.

Buna karşın doğalgazda %98, petrolde %92, kömürde ise %50 dışa bağımlı olmamız nedeni ile bu kaynaklardan sağlanan elektrik üretim maliyetlerinde (doğal olarak tüketim maliyetlerinde) anormal artışlar ve bunun yanı sıra, çevreye salınan artık gazların oluşturduğu kirlilik dikkat çekmektedir. Ülkemizde elektrik enerjisi üretiminin %72’si dışa bağımlıdır. Enerji talebi artışında Çin’den sonra 2. sırada yer almamız göz önüne alınırsa, üretmekte bu kadar zorlandığımız bir kaynağı en azından tüketirken dikkatli olmamız gerektiğini, verimli kullanma konusunda titiz olmamız gerektiğinin vurgusu her platformda karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de 2018 yılında EPDK (Enerji Piyasaları Denetleme Kurulu) verilerine göre 304 milyar kWh (kilowattsaat) elektrik enerjisi tüketilmiş ve bu 2019 yılında %2,2 artış göstermiştir. Uzmanlara göre Türkiye’deki nüfus artışı ve sanayileşmenin etkisiyle önümüzdeki 15 yıllık süreçte elektrik ihtiyacındaki artış devam edecektir.

Bu ihtiyacı karşılamak için elektrik üretim tesislerinde hidroelektrik santraller, jeotermal santrallerin yapımı hız kazanmasına karşın elektrik enerji ithalatı da (Azerbaycan, Gürcistan, Yunanistan, Bulgaristan vb.) devam etmektedir. Türkiye, bu ülkelerden 2018 yılında yaklaşık 300 milyon kWh elektrik enerjisi ithal etmiştir.

Enerji Bakanlığı, EPDK ve diğer kuruluşların verilerine göre tüketilen elektriğin yaklaşık %20’si aydınlatma için kullanılmaktadır. Sokak, cadde, otoyol, ofisler, konutlar, oteller, alışveriş merkezleri bu tüketimin temel taşlarıdır. Sanayi tesislerinde tüketilen elektriğin %10’u, alışveriş merkezlerinde %30’u, ofislerde %40’ı, konutlarda %25’i aydınlatma için kullanılmaktadır.

LED teknolojisinden önce kullanılan aydınlatma kaynaklarında; akkor ampuller tüketilen elektriğin %5 ile %10’u arasındaki bir değeri aydınlatma olarak verebiliyorken, floresanlarda bu oran %25-%40 değerlerine çıkmıştır. LED armatürler ile bu oran yaklaşık %80 civarlarındadır.

Ülkemizde 2020 yılı için 300 milyar kWh elektrik tükettiğimizi kabul edersek ve bunun %20’si aydınlatma amaçlı oluyorsa, bu verilere göre yılda 60 milyar kWh aydınlatma için elektrik tüketiliyor.

Bu noktada, üretimi için çok fazla maliyet, kirlilik ve dışa bağımlılık gibi dezavantajlara sahip olan elektrik enerjisinin, %20-%25 gibi verimlilik esasına göre çalışan konvansiyonel aydınlatmalar yerine, %80 verimlilik esasına dayanan LED aydınlatmalara çevrilmesi sonucu, ülkemizde yıllık 40 ile 45 milyar kWh elektrik enerjisi tasarrufu sağlanabilir. 2008’den itibaren Enerji Bakanlığı, EN-VER adlı proje ile enerji verimliliği için bir kampanya başlatmış ve tasarruflu lamba kullanımını teşvik etmişti.

IHS Technology tarafından hazırlanan rapora göre, LED adaptasyonu 2014 yılında en yüksek seviyeye çıkmış durumdadır. Enerji tasarrufuna duyulan büyük ihtiyaç ve geri dönüşümün güçlenmesi, LED’lerden elde edilen aydınlık arttıkça fiyatların da düşmesini sağlıyor. Devletlerin de teşvikiyle, LED lambaların diğer teknolojilere kıyasla en yüksek bireysel gelire sahip ürün halini alması bekleniyor.

Sadece böyle bir doğru dönüşüm sonucu ile elektrik ithalatımızı sonlandırıp, termik santrallerde kullandığımız doğalgaz ve kömür ithalatında %20-30 azalma eğrisi sağlayarak, ekonomiye çok fazla katkı sağlanabilir. Bunun yanı sıra elektrik tüketimi esnasında salınan sera gazı CO2 miktarı da azaltılarak, karbon ayak izi prensibinde ülkemize temiz çevre konusunda da katkı sağlayabilir.

Bu çalışmanın en güzel örneği 2018 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı binalarında LED dönüşüm projesi ile gerçekleşti. Bu binaların aydınlatmadaki elektrik enerji tüketimi 626.710 kWh’dan 176.290 kWh’a düşürülmesi planlandı, çalışma tamamlandığında yılda 450.420 kWh elektrik enerjisi tasarrufu elde edilip ayrıca 199 bin 536 kg/yıl sera gazı CO2 salınımı önlenmiş oldu.

Türkiye’deki yeni yapılan endüstriyel tesislerde, alışveriş merkezlerinde ve ofislerde LED teknolojisi artık %100 olarak kullanılmasına karşın, birçok otoyol, sokak, park ve bahçe ihalelerinde oluşturulan şartnameler incelendiğinde konvansiyonel aydınlatmaların talep edildiği görülmektedir. Özellikle kamu kurum ve kuruluşlarının binalarında ya da ihalelerinde aydınlatma ile ilgili taleplerin içeriğindeki şartnamelerin acilen değiştirilmesi ve güncellenmesi gerekmektedir.

Amerika’da Sokak aydınlatmalarındaki konvansiyonel lambaların LED’e dönüşümü ile yılda 6 milyar dolar tasarruf sağlanmıştır. Ülkemiz, aydınlatma üreticileri konusunda çok fazla üretici ile bu işi rahatça yapabilecek potansiyele sahiptir.

Ülkemizde 15 milyondan fazla konut bulunmaktadır. Konutlarda gerçekleşen enerji tüketim dağılımına bakıldığında aydınlatma için %26’lık bir tüketim söz konusudur. Bu değerleri LED ürünler ile aşağı çekebiliriz.

  • Aydınlatma % 26
  • Ev elektroniği % 26
  • Buzdolabı ve derin dondurucu % 22
  • Diğer % 26 (çamaşır, bulaşık, yemek pişirme, vb.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zararlı ultraviyole (UVA-UVB) ışını veya kızıl ötesi ışın içermeyen LED, deriden emilen ışık enerjisi hücre aktivite ve metabolizmasını uyarır. Kırışıklık oluşumunda, ciltte bulunan kolajen liflerde önemli rol oynar. İlerleyen yaşla birlikte bu lifler azalır ve yapıları bozulur.

Kolajen üretimini arttırdığı gösterilen kırmızı LED ışığı cilt yenileme tedavisinde etkinliği kanıtlanmış bir yöntemdir. Mavi LED ışığı ise, akne tedavisinde tercih edilmektedir. Alman bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre her gün haftalık periyotlarla yüksek şiddetteki LED ışığına maruz bırakılan insanlarda kırışıklıkların azaldığı saptanmıştır.