Işık Kirliliği

Işık Kirliliği

Antakya’daki Kurtuluş Caddesi’nin “Dünya’nın ilk ışıklandırılan” caddesi olduğunu biliyor muydunuz?

Antik Çağ’da Ortadoğu zenginlerinin alışveriş merkezi haline gelen Kurtuluş Caddesi, gündüzler insanlara yetmeyince geceleri de meşaleler kullanılarak aydınlatılmıştır. Böylece “Dünya’nın ilk ışıklandırılan” caddesi unvanını almıştır. Hatta yerin yaklaşık 9 metre altındaki orijinal haline ulaşılması için projeler hazırlanmış ve çalışmalar başlatılmıştır.

Günümüzde birçok makale ve bilimsel açıklamalarda ışık kirliliği tanımı kullanılmaktadır. Bu terimin aslında aydınlatma kirliliği olması gerektiğini, çünkü ışığın doğal olduğunu ve insanlık tarihinden de öte bir geçmişi olduğunu biliyoruz.

Bunun doğal yaşam dengesini, bırakın kirletmeyi faydalı olduğunu, hatta biz canlıların (bitkiler, hayvanlar, insanlar) ışıkla bir etkileşim içinde olduğumuzu söyleyebiliriz, kirliliğe neden olan ise bizim kullandığımız yapay ışık kaynaklarının yanlış kullanımıdır.

Fakat konu başlığımızı değiştirmeyip, teknik literatürlerde kabul edildiği şekliyle “ışık kirliliği” olarak devam edeceğim ki, bu noktada farklı bir tartışma boyutu getirmeden, bu kirliliğin önemini siz okuyuculara aktarabileyim.

Aslında yaşamış olduğumuz yüzyılda, doğal yaşamdaki deformasyon o kadar büyük boyutlara ulaştı ki, insanlar aydınlatmanın getirdiği kirliliğin farkına henüz varamadılar.

Günümüzün en çok üzerinde konuşulan, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve uluslararası kuruluşların tüm eforlarını sarf ettikleri konu hava kirliliği ve su kirliliği üzerinedir. Bu alanlardaki kirlilik boyutu çok büyük ve insan sağlığını direkt etkilediği içindir ki aydınlatma kirliliği sadece üniversitelerin ve bazı bilim adamlarının çalışma makalesinde kalmaktadır.

Aydınlatma kirliliği, yapılan aydınlatmanın yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış miktarda ve yanlış yönde kullanılmasıdır.

 

 

 

 

 

Yanlış Aydınlatma Görseli

Eğer bir iç mekân aydınlatma tasarımı hatalı yapılırsa ya da yanlış armatürler seçilirse bunun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden “Aydınlatma ve İnsan” başlıklı konumuzda bahsetmiştik. Bu hata dış mekân bir aydınlatmada yapıldığı takdirde aydınlatma kirliliği çok ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Çünkü dış mekân aydınlatma, kişisel ya da küçük bir azınlığın olduğu grubu etkilemenin ötesinde doğal yaşamı etkilemektedir.

Burada yanlış uygulanan dış mekân aydınlatmalarının doğal yaşam ve canlılar üzerindeki olumsuz etkileri, boşa harcanan enerji ve Dünya’nın aydınlık düzeyinin değişmesi konularını inceleyeceğiz.

Dış mekânda aydınlatmanın ilk adımları 17.yy’da yolların güvenlik gerekçesi ile aydınlatılmasıyla başlar. Ülkemizde ilk aydınlatma 1914’de dış mekân aydınlatma uygulamalarına akkor lambalarla İstanbul’da başlanmıştır.

Sokak aydınlatmasının çıkış amacının eskiden geceleri suç işlenmesinin önüne geçilmesi ya da azaltılmasına katkı sağlamak olduğu tezi üzerinden gidersek nispeten mantıklı bir yaklaşım gibi görünmektedir.

Karanlık bir sokakta yürüyerek eve gitmek yerine aydınlatılmış bir sokakta yürümek insana daha güvende olduğu hissini vermektedir. Tabii daha sonra teknolojik gelişmelerden kaynaklı, otoyollar, köprüler, havaalanları gibi birçok etmen ortaya çıkmış ve sokak aydınlatması kaçınılmaz olmuştur.

Fakat 2015 yılında Journal of Epidemiology and Community Health yaptığı çalışmada, İngiltere’nin 62 bölgesinde aydınlatma öncesi ve sonrası suç oranlarını araştırmış ve suç oranında herhangi bir azalma gözlemlenmemiş. 1997 yılında National Institute of Justice benzer bir çalışma yapmış ve aynı sonuca ulaşmış.

Bu yüzden sokak, cadde, otoyol gibi aydınlatmalar yapılırken amacımız çok fazla aydınlatma yapmaktan ziyade yeterli ve doğru aydınlatma olmalıdır. Yapılan direkli aydınlatmalarda ışığın göğe yükselmesini engellemek için bir perdeleme yapmak ya da uygun lenslerle ışığı doğrusal olarak aşağı indirmek gerekmektedir.

Son yıllarda modası artan ve yaşam sitelerinin etrafında gördüğümüz kare ya da küre şeklindeki “glob” aydınlatmalar İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından incelenmiş ve bu armatürlerin toplam ışık miktarının %40’nın uzaya yayıldığının tespiti yapılmış.

 

 

 

 

 

 

   Yanlış Globe Aydınlatma Uygulaması

Hepimiz yaşadığımız çevreden gözlemleme şansına sahibiz ki her sokakta, caddede ya da parkta farklı aydınlatma uygulanmaktadır. Bunlardan bazıları soğuk beyaz olarak adlandırılan 5000K-6500K aralığında;

 

 

 

 

 

 5000K-6500K Sokak Aydınlatması

Bazıları gün ışığı olarak geçen 3000-4000K aralığında ve farklı ışık şiddetlerinde aydınlatılmıştır.

 

 

 

 

3000K Sokak Aydınlatması

Bu konuda Dünya Standartları oluşturulmasına karşın denetimler ve bilinçli üretici ya da uygulayıcı konusunda ülkemizde de diğer ülkelerde de çok büyük sıkıntılar yaşanmakta ve çok yanlış uygulamalara imza atılmaktadır.

Fakat en azından dış mekân aydınlatma üreticileri ya da uygulamacılarına şu bilgiyi vermek isterim ki yapılan çalışmalar sonucu 2016 yılında American Medical Association bir rapor hazırladı. Mavi ya da beyaz ışığın dış mekânlarda (özel istisnalar dışında) kullanılmaması gerektiği, 3000K ya da altındaki ışık sıcaklıklarının uygulanması gerektiğini, böylelikle aydınlatma kirliliğinde en azından bir iyileşme olacağı belirtildi.

Yine Harvard Medical School tarafından yapılan bir çalışma sonucu LED teknolojisi öncesinde dış mekân aydınlatmalarda kullanılan konvansiyonel aydınlatmalar (sodyum buharlı, metal halide gibi) gün ışığı renklerinde olduğu için aydınlatma kirliliği konusunda doğal yaşama daha az zarar vermiştir. Fakat LED teknolojisi mavi ışık rengini yoğun olarak barındırdığı için şuan tehlikenin boyutu büyümektedir.

2000’li yılların başında TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin (TUG) girişimi ile

  • Işık kirliliği hakkında toplumu bilgilendirmek,
  • Dış aydınlatma ve armatürler için, diğer ülkelerdeki, International Dark Sky Association (IDA) ve International Lighting Commission (CIE) önerilerini de  inceleyerek, standart geliştirmek,
  • Teknik şartnamelerin ve yönetmeliklerin gelişen teknolojiye uygun hale getirilmesini sağlamak amacı ile

 

İstanbul Teknik Üniversitesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Elektrik İşleri Etüt İdaresi, TEDAŞ,  Türk Standartları Enstitüsü, Karayolları Genel Müdürlüğü ve TUG Uzmanlarından oluşan bir “Işık Kirliliği Çalışma Grubu” oluşturuldu.

İstenilen başarı tam olarak elde edilemese de güzel bir başlangıç yapılmış fakat çalışmalar bir türlü tamamlanamamıştır.

Aydınlatma kirliliğinin doğal yaşam dengesi üzerindeki olumsuz etkisi, tüm canlıların ışıkla olan iletişimi ve ışığa bağlı olarak gerçekleştirdiğimiz eylemlerin bozulmasına neden olmasıdır. Bunun en güzel örneği, 2002 yılında Ali Cemal Gücü tarafından National Geographic’de yayınlanan Caretta Caretta incelemesidir.

Deniz kaplumbağaları, kumsala yavrularlar ve yumurtadan çıkan kaplumbağalar, deniz ile kara arasındaki aydınlanma farkını, denizden yansıyan ışığı kullanarak denize ulaşırlar.

“Mersin Bozyazı’da Tarçın 120 yumurta bıraktı (yavrulama dönemi 44-60 gün). Bu olay civarda oturanlar arasında duyulmuş ve yuva herkes tarafından koruma altına alınmıştı. 46 gün sonra yavruların birer ikişer yuvalarından çıktığını ancak deniz yerine yakındaki “barın ışıklarına” yöneldiklerini gördük”.

 

 

 

 

Ali Cemal Gücü, National Geographic, Kasım 2002

Yıldızlardan ve Ay’dan yararlanan göçmen kuşlar yollarını şaşırmakta ve birçoğu, dış aydınlatma yapılmış gökdelenlerin etrafında dolanıp yorgunluktan ölmektedir. Gece karanlıkta yaşamını sürdüren ve beslenen hayvanlar, böcekler park ve bahçe aydınlatmalarının etkisi ile içgüdülerini kaybetmektedir.

Bunlar verilebilecek en basit örneklerdir. Bitkilerde fotosentez değişimleri, insanlarda sirkadiyen ritminin bozulması çok daha derine inildikçe ortaya çıkacak kötü sonuçları önümüze koyacaktır.

Aydınlatma kirliliğinin bir diğer ortaya çıkardığı sorun ise boşa harcanan enerjidir. Yanlış yönlendirilmiş sokak ve cadde armatürleri, ilanlar, reklam panoları, bilboardlar…

Yüzeyin yansıma gücü, kar örtüsü hariç, genelde %15’in altındadır. Dolayısıyla gökyüzünden baktığımızda görünen ışık denizi, çoğunlukla yukarı yönlendirilmiş ışıktır. Geceleri uzaya kaçan ışık miktarı, ışık kirliliğinin ve dolayısıyla boşa giden enerjinin iyi bir ölçüsüdür. Işık kirliliğinin bütün Dünya’daki nitel boyutunun en iyi göstergesi, ABD Hava Kuvvetleri Savunma Meteoloji Uydusu Programı (DMSP) ile yeryüzünün uzaydan elde edilen nozaik gece görüntüleridir.

 

 

 

 

 

Nozaik Gece Görüntüsü

Dünya genelinde yapılan araştırmalarda dış mekân aydınlatmalarının en az %30’luk toplam ışık miktarının, yanlış kullanımdan dolayı enerji kaybı olduğu ve kirliliğe neden olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’ de böyle bir çalışma yapılmamış olup, bu değerin biraz daha yukarıda olabileceği tahmin edilmektedir.

Bu %30’luk değeri baz alarak Türkiye’de 2020 yılı için dış mekan aydınlatmada tahmini boşa harcanan enerji miktarı, yaklaşık 150 milyon kilowatt saat diyebiliriz. Bunun yaklaşık TL karşılığı ise 60 milyondur. (2011 yılında 120 milyon kWs’lik ve 22 milyon TL’lik boşa harcanan değerler baz alınarak hesaplanmıştır.)

2011 yılı için diğer ülkelerle karşılaştırma yaparsak, aynı DMSP verilerinden, uzaya kaçan enerjinin yıllık maliyeti Londra için 2,9 milyon dolar, New York için, 14 milyon dolar, Paris için 3,3 milyon dolar veriliyor. ABD için toplam maliyet olarak 2 milyar dolar, İngiltere için 53 milyon sterlin verilmektedir.

Gereğinden fazla aydınlatmadan kaçınarak, insanların görüş açılarına uygun bir aydınlatma yapılarak, akıllı aydınlatma sistemleri ile (otoyollarda, sahil şeritlerinde, sokak, cadde ve parklarda zamanlayıcı ve sensör kullanarak, kullanım yoğunluğu belirlenip aydınlatma seviyeleri bu doğrultularda ayarlanabilir. Örneğin; 18:00-24:00 arası yoğun olarak kullanılan otoyollarda %100 aydınlatma sağlamamız gerekirken, 24:00-05:00 arası kullanım yoğunluğu azaldığı için bu değeri %50 seviyelerine düşürmek mümkündür.) boşa harcanan enerjileri minimalize edebiliriz. Aydınlatma teknolojilerinde bu sistemler ve hatta daha gelişmiş versiyonları mevcuttur.

Aşağıda yer yüzeyinden bakınca Avrupa’da 1998’deki gökyüzü parlaklığı ve 2025 yılında beklenilen parlaklık durumunu gösteren fotoğraf bulunmaktadır.

 

Son yıllarda ışık kirliliğine dikkat çekmek için özellikle mimarlar ve aydınlatma tasarımcıları “Aydınlatmada Karanlığı Kullanma” konusunda son derece başarılı çalışmalar yapmakta ve bu konuda doğal yaşamın dengesini korumada, enerjinin doğru harcanması konusunda önemli projelere imza atmaktadır.

En iyi aydınlatma tasarımcıları karanlığın ışık kadar güçlü olduğunu fark ediyorlar.

Teatral Aydınlatma Tasarımcısı Paule Constable: “Karanlıkla çalışan biri olarak, kendimi o kadar da aydınlatma tasarımcısı gibi görmüyorum. Bu tamamen farklı bir disiplin” diye konuşuyor.

Mark Major ise: “Bu, büyük kiliselerde ister bir mumun incelikli kullanımı ya da bir restoranda beyaz masa örtülerinin aydınlatmasındaki basit drama olsun, biz içsel olarak biliyoruz ki; karanlığı ne kadar koruyacağınızı seçmeniz, ne kadar ışık ekleyeceğinizi bilmeniz kadar önemlidir.

Ve son olarak Van Gogh’un ünlü tablosu Yıldızlı Gece “Starry Night”ı 1889 yılında Fransa’nın Saint Remy kasabasında çizdiğini ve bugün bu tablonun yapıldığı aynı noktadan bakıldığında yıldızların artık görünmediğini biliyor muydunuz?

 

Starry Night Tablosu / Van Gogh